222A Gelin kadın hakları’nı savunalım!
Şubat 2nd, 2008 Gönderildi GenelYurdumun kadın hakları dernekleri Üniversitelerde baş örtüsü özgürlüğü için hazırlanan ana yasa düzenlemesini protesto etmek için 2 Şubat da yani bugün 222A isimli bir eylem’e hazırlanıyor.
222A = 2. Ayın 2’sinde Saat 2′de Anıtkabir’de demekmiş.
Her zaman söylerim bir insanın kendine yaptığını 9 ordu bir araya gelse yapamaz.
Bu kadınların kadına yaptığını da kaç ordunun yapamayacağını söylesek yine de az olur sanırım.
Kadın haklarını savunan dernekler nasıl kadının haklarının gasp edilmesini isteye bilir?
Komedi mi desek trajedi mi? Komedi diyorum komedi Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Cumhuriyet Kadınları Derneği’nin öncülüğünde gerçekleşecek.
Anıtkabir’de gerçekleştirilecek olan bu komik ve bir o kadaar da trajik ve düşündürücü buluşmaya İşçi Partisi Öncü Kadın temsilcileri, Hacıbektaş ve Yükseköğretim Kurumlarına Yardım Derneği,KESK, TMMOB’a bağlı meslek odaları, Avrasya Kültür ve İşbirliği Lobisi Vakfı, Yerel Yönetim Araştırma Yardım ve Eğitim Derneği, Köy Dernekleri Federasyonu, Anadolu Eğitim Sendikası da destek verecek.
Şimdi gelelim yorumlarımıza…
Eylemi çağdaşlık adına çağdaş yaşamı destekleme derneği ve Cumhuriyet kadınları derneği organize ediyor!
Yukarıda ki ittifak’ı iyice incelerseniz sanırım hızlıca bir çok bağlantı kurabilirsiniz. :)
Kanunsun suç olmaz. Her suçun kanunda bir bir yeri vardır.
Nerdeyse kadınlarımız baş örtüsü taktığı için vatan haini ilan edilecek. Devlet düşmanı ilan edilecek. Hatta ediliyor!
Din ve vicdan özgürlüğü Ana yasa ile teminat altına alınmıştır.
İnsanların çocuklarını istediği dine göre eğitip büyütmeleri ana yasal bir haktır.
Eskiden çok sorulan bir soru vardı, laik misin? müslüman mı?
Gel de cevap ver :)
Kişiler laik olamaz, laiklik bir devet yönetim şekli, idare şekli, müslümanlık bireyin benimsediği bir din.
şimdi müslümanım desen vay devlet düşmanı diyorlar, laik’im desen ama müslümansın nasıl müslüman değilim dersin, arasında ki farkı anlatsan karşında bir duvar var yada kapıya anlatıyorsun, hadi anlattığın kişi kapının kendisi olsa yine anlat ama “kapının dış tokmağı”.
Peki napardık? Gülümserdik :) kibarca içinden seni seviyorum ey insan diyerek empati kurarak gülümserdik :))
Şimdi desen ey insan, ey kardeşim ey vatandaşım, ben devlet düzeni olarak, laik bir düzeni benimsiyorum, laikliği savunuyorum, ancak hiç bir devlet düzeni benim din ve vicdan özgürlüğümü kısıtlayamaz, kaldı ki laik düzen de bunu zaten kısıtlamıyor.Anayasa’da öngörülen hukuk devleti, temel hak ve özgürlüklerin korunması ve güçler ayrılığı ilkesine dayanır. Hukukun üstünlüğü esastır. Yasama işlemleri Anayasa Mahkemesi’nin, yürütme işlem ve eylemleri idari yargının denetimine bağlıdır.
Laiklik ilkesi uyarınca kimse devletin sosyal, ekonomik, siyasal ve hukuksal temel düzenini kısmen de olsa din kurallarına dayandıramaz, siyasal ya da kişisel çıkar ya da nüfuz sağlama amacıyla her ne biçimde olursa olsun dini, din duygularını ve dince kutsal sayılan şeyleri kötüye kullanamaz.( Erbakanın kulakları çınlasın!)
Laiklik bir din seçimine engel değildir! Laiklik devletin sosyal, ekonomik, siyasal ve hukuksal temel düzenini dini kurallara göre yönetilmesinin karşısındadır. Bir din seçmiş ve özellikle de Müslümanlığı seçmiş bireylerin yaşamasını var olmasını engelleyen bir düzen değildir.
Laik bir devlette nasıl devlet tarafından yönetilen diyanet işleri başkanlığı olur :)
Camilerin, imamların, müezzinler ataması, alınması, maaşı ve sigortası nasıl devlet tarafından verilir?
Nerde laikliğin? E biz zaten diyaneti, camiyi imamı istemiyoruz ki!
Tamam canım, istemeyin, ama din ve inanç özgürlüğü evrensel bir hak, insanlık hakkı, ülkem de de anayasal bir hak.
Devletimiz bu “din işlerinden” elini çeksin de ülke mezhep, cemaat karmaşasına mı girsin, devletin elinden alalım da heres kendi camisine imam mı olsun? topladığı 300 500 kişiye cuma günü hutbede görüşlerini mi anlasın?
İşte laiklik böyle bir şey, din devlete karışmıyor da devlet mecbur dine karışıyor. Karışmak zorunda. Karışmasa bir İran bir Afganistan olmaz mıyız? Oluruz tabi. Allah C.C nün haşa eli ayağı var, miraçda melekler Allah’ı altın bir tahda taşıdılar diye ehli sünnet itikatının dışına çıkıp Allaha bir beden, el ve ayak yakıştıran, sahabenin mezarını talan eden, Resulullah aşkına el açıp onun aşkına af dileyenlerin ellerine vuran, şirk koşuyorsun diye sapıklığa düşen vehabiler mi yönetir yoksa hakkında ehli sünnet itikadı alimlerin binlerce ciltlik kitap yazdığı diğer sapık mezhepler mi yönetir diyaneti, yönetirse ne olur ortada değil mi?
Neyse biz sözü kadından açtık kadın ile kapatalım.
Günlük hayatta sıkça tanık oluruz.
Kadın kadını çekemez!
Kadın kadıının yuvasını bozar!
Kadın kadının üstüne kuma gelir!
Kadın kadının ana yasal bir hakkı olan din ve vicdan özgürlüğünün ana yasaya aykırı olarak yasaklanması için yürüyüş yapar, Tv lerde ben baş örtülü gerici bir kadın görmek istemiyorum der, hızını alamayan kadınlar da sözüm ona “kadın hakları dernekleri” olarak Anıtkabir’e şikayet için Atanın huzuruna çıkarlar.
Hatıra defterine ne yazacaklar çok merak ediyorum.
Ne yazarsa yazsınlar, kuvvetler ayrılığı diye bir şey var.
Seçilmişler atanmışların üstünde dir.
Ana yasayı seçilmişler toplumun gereksenimlerine göre düzenlerler.
Kimse de ana yasanın üstünde değildir.
Anayasamızın değiştirilemeyecek hükümleri haricinde ki hükümler için Anayasa’da değişiklik yapıla bilmesi, TBMM üye tamsayısının en az üçte birinin yazılı önerisinin bulunması, önerinin Meclis Genel Kurulu’nda iki kez görüşülmesi ve Meclis üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun gizli oylama ile kabulü gereklidir. Bu şartlar yerine geldiğinde her şey hukuka uygun işler.
Atanmışları göreve çağırmanın bir anlamı yok sanırım! :)
Yaşasın “başı açık” kadın hakları savunucuları!
Sosyal devlet ilkesi, geleneksel hukuk devleti ilkesini tamamlayan çağdaş bir öğedir. Bu ilke devleti, sosyal yönden zayıf, güçsüz kişileri güçlüler karşısında korumak, sosyal adaleti ve sosyal güvenliği sağlamakla görevlendirmiştir.
Kadınlarımız edep ve ahlak yoksunu, ana yasal hak gaspçılarının elinde malesef zayıf ve güçsüz düşmüştür.
Bu arada Anayasa’nın değiştirilemeyecek, hatta değiştirilmesi önerilemeyecek hükümleri vardır.
Türkiye Devleti’nin bir Cumhuriyet olduğuna, devlet düzeninin dayandığı temellere, devletin üniter yapısına (laiklik), bayrağının biçimine, ıstiklal Marşı’nın ulusal marş, dilinin Türkçe ve başkentinin Ankara olduğuna ilişkin hükümler, Anayasa’nın değiştirilemez, değiştirilmesi önerilemez düzenlemeleridir.
Bunlardan biri de istiklal marşımız değil midir?
Ben son iki mısrasını buraya yazmak ve hatırlatmak istiyorum.
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!
Değiştirmek mümkün olsa bu din düşmanları laiklik adına bunu da değiştirmek istemezler miydi?
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!
Yorum göndermek için giriş yapmalısınız.